TFF Başkanı Yıldırım Demirören'in Arda Turan olayını yönetememesi artık kredisinin dolduğunun en büyük göstergesiydi. Fatih Terim'in konuyla alakalı sessizliğini bozmaması pası Yıldırım Demirören'e atmaktaydı ama maalesef Demirören, görevinin gerekliliklerini göz ardı etti. Yönetimsel olarak kimseyi tatmin etmeyen bir durumla karşı karşıya kaldı Türk futbolu. 2-0 İzlanda mağlubiyeti sonrasında ise Terim, basın toplantısında akıllardaki soru işaretlerini yine yanıtsız bıraktı.
Evet, Milli Takım'a çağrılan isimler yeterince kötüyken bir de buna yanlış kadro tercihleri ve yanlış strateji eklenince yenilgi kaçınılmaz oluyor. Terim'in Milli Takım başındayken oyuna başlangıç planlarının tutmadığına şahit olduk. Bir önceki Ukrayna maçı en bariz örneklerden. Maçın başında 2-0 geriye düşmüştük ve maç Konya'da oynanıyordu. Vasatlık.
İzlanda, disiplinli bir şekilde 90 dakika takım oyunu oynamaya çalışan komplike bir takım. Bunu son Avrupa Şampiyonası'nda gösterdiler. Yetenekleri sınırlı olsa da yan toplar ve duran toplardaki hakimiyetiyle ön plana çıkıyorlar. Kısa, basit ve disiplinli oynayarak sonuca gidiyorlar.
Maça Kaan Ayhan ile başlamak orta sahamızdaki direnci kıran hatalı bir karar. Tolga Ciğerci kenardayken ön stoper pozisyonun o tercih edilmeliydi. Top kapan ve defanstan pasla çıkışlarda etkili bir isim. Galatasaray'da son haftalardaki form grafiği o mevkideki ilk isim olmasını sağlamalıydı.
Uzun boylu ve güçlü bir takım olan İzlanda'ya karşı Emre Mor'u forvet olarak başlatmak son derece anlamsız. Emre Mor'un o pozisyonda etkili olabilmesi için oyunu rakip sahaya yıkmak ve 3. bölgede, kanatlar ve ortadan yaratıcı işler yapmak gerekiyor. Orta sahadaki üstünlük rakipteki olunca Emre Mor'un etkili olması neredeyse imkansıza yakındı. Çok yetenekli olduğu için yine kenardan sıfıra inip içeriye doldurup bir iki pozisyon üretse de içeride kimseyi bulamamıştı hatırlarsanız. Ozan Tufan, Kaan Ayhan ve formsuz Hakan Çalhanoğlu üçlüsüyle orta saha hakimiyeti kurmak mümkün değildi. Orta sahada rakibe basıp top kapmak gerekirken tercihler kırılgan bir orta saha yarattı. Risk almayarak mevkisi forvet olan Cenk Tosun başlamak gerekirken Cenk, oyuna 59'da dahil oldu. Hatasından dönmeye çalışan Terim, Mevlüt Erdinç'i yani bir forvet daha alarak topu ilerde tutmaya ve etkili olmaya çalıştı ama yetmedi.
Diziliş üzerinden kontra atak futbolu oynayacağımızı düşünüyorduk. Maça baktığımızda ise pas yapmaya ve oyun hakimiyetini elinde tutmaya çalışan bir Milli Takım izledik. Bu iyimser bir yaklaşım oldu biliyorum. Çünkü sahada ne oynadığımızı analiz etmek çok kolay değil. Belirli bir sistem olmadığı aşikar. Haliyle bu kadro ve dizilişle, sahada oynanmaya çalışılan futbol arasında bir tutarlılık yoktu.
Ne bir plan var, ne sistem. Ukrayna maçında 4-4-2, bu maçta forvetsiz bir 4-3-3 diyebileceğimiz bir diziliş ve 68. dakika yine 4-4-2'ye dönüş. Kosova maçında ne oynayacağımız ve kadroda kimlerin olacağı ise yine meçhul.
